Archive for Şubat 2010

Radioactive Alien Shit’ten Yeni Parça “Laika”

Şubat 28, 2010

Buradan buyrun: http://www.myspace.com/radioactivealienshit

Yağmur, Şemsiye ve Menopoz Teyzeler

Şubat 27, 2010

Yağmur, kar, serin hava benim için güzel havalar. Sıcağa, güneşe hiç mi hiç dayanamıyorum herhalde kuzeyli genlerimden kaynaklanan bir durum. Dışarı çıktığım zamanlar yağmurlu, serin havalarda, ne yazık ki umduğumu bulamıyorum şu İstanbul’da. Gönül isterdi ki sadece yağmur sesi olsun, sadece o yağmur sesini dinleyerek sokaklarda dolaşayım. Ama olmuyor öyle işte! Daha sabah okula gitmek için dışarı çıkmamla bozuk asfalttan arabanın birinin sıçrattığı suyla aldığım duş. Ardından otobüse binmek için girmek zorunda olduğum gölet, ıslanan ayakkabı. Pek hoş bir başlangıç değil. Vapura binmek için Kadıköy’e vardığımda ise yine aynı şey. Bu sefer otobüsten inerken bir gölet. Ardından da bu gölet izleyen diğer göletler. Onlara girmeme uğraşımın ardından, sonunda iskelenin olduğu meydana varmayı başarıyorum. Oradaki kaldırımlar nispeten düzgün. He bir de unutmadan sağlam gibi görünen tuzaklı taşlar da var basıyorsun, basınca su fışkırıyor. Herneyse, iskelenin önüne vardığımda olan manzara daha da korkunç ben yağmur sesi duymak istiyorum. Sağdan soldan bir sürü “Yağmura şemsiye! Yağmura şemsiye!” sesleri geliyor. Ne zaman bu sesleri duysam aklıma “Benim adım Yağmur değil” diye serzenişte bulunan bir bayan arkadaşım aklıma gelir. Bir keresinde de pasoları geç verip bir de akbil takdırmayan belediyeye söylenerek yolda yürürken. Bir “Yağmura Şemsiye’ci” arkamdan bana “Gonuşma, gonuşma!” demişti. Ulan pezevenk sanki sana o şemsiyeleri sağlayan belediye, bilakis zabıtalarıyla senin şemsiyelerini toplayan o belediye. Tam iskeleden girecekken bir adamda şemsiyesini açtı. Şemsiyenin suları yine bana sıçradı. Zaten bir erkeğin eline şemsiye hiç yakışmıyor, tabi fötr şapkası, takım elbisesi ve paltosu yoksa. Vapura binip biraz rahatladıktan sonra, bu sefer inerken ki kalabalıkta, şemsiye tutmayı beceremeyen menopoz teyzeler şemsiyelerini gözüme gözüme sokuyorlar. Bir gün gözümü çıkaracak bir menopoz teyze şemsiyesi ama bakalım ne zaman? Tanrı gözlerimizi menopoz teyzelerden korusun.

Ian Stevenson

Şubat 26, 2010

Ian Stevenson, basit çizgileri ve yaratıcı fikirleriyle, yaşayan en sevdiğim sanatçı(Yaşamayanı Keith Harring), grafiker ve animatör. Elinde permanent kalemi olduğu takdirde, sürekli sağ sola birşeyler çizen, sokak sanatını, çöplerin üzerlerine birşeyle çizerek ve onları konuşturarak icra eden sanatçı ve mizahcı Ian Stevenson’ın bazı işlerini ve Graffiti6’in “Stare Into The Sun” adlı parçası için hazırladığı animasyon klibini sizlerle paylaşıyorum.

Stop Radioactivity

Şubat 25, 2010

Bilindiği üzere Mersin ve Sinop’a nükleer santral yapılacak. İyi de ne ihtiyacımız var ki nükleer santrale? Bütün dünya nükleer enerjiden vazgeçmeye başlamışken, nedir bu inat kime kendimizi ispatlayacağız? Mersin ve Sinop halkı istiyor mu ki risk altında, korku içinde yaşamak? Herşeyi geçtim ihmaller ülkesiyiz. Açıkca söylemek gerekirse ben hiç güvenmiyorum. Burası Türkiye herşey olur. En abuk şekilde olur hem de. Çernobil’den o kadar çekmişken, nükleer santrallerin ne kadar büyük bir tehlike olduğunu görmüşken, hiç gerek yok nükleer santrale. Greenpeace nükleer santral istemeyen Mersin ve Sinop’lular adına pankart açınca da pankart paçavra oluyor,yapılan eylemler provokasyon oluyor. “Bu ülkenin Nükleer enerjiden faydalanmasını istemiyorlar.” deniyor. Evet istemiyorum artık provokatör mü dersiniz, Karadenizli mi dersiniz bilemem. Ben nükleere karşıyım o kadar. Son olarak Kraftwerk’ten Radioactivity adlı eğitici, öğretici, bilgilendirici ve uyarıcı bu parça bütün Nükleercilere gelsin!

1964

Şubat 24, 2010

Bugün en sevdiğim film sahnesinden, adını ve suratını bilemediğim favori figuranımı sizlerle paylaşıyorum. Film 1964 yapımı o zaman 25 yaşında olsa şuan 70 küsür olmuştur. Kim bilir ne haldedir? Belki  de ölmüştür. Çok da umrumda değil aslında. Benim için hep askısı kaymış, Küba’ya tatile gelmiş olan, güzel turist hanım olarak kalacak kendileri…

Radioactive Alien Shit’ten Yeni Set 23.02.2010

Şubat 23, 2010

Burdan buyrun: http://www.myspace.com/radioactivealienshit

Laika

Şubat 22, 2010

Laika(Лайка) en sevdiğim ünlü hayvan. Yavşak kahraman köpek Buddy’nin futbol, basketbol, amerikan futbolu maceralarından veya polis köpeklerinin uyuşturucu bulmasından, Beethoven’ın uyuşuk ama eğlenceli hayatından çok daha etkiliyeci ve  gerçek bir macerası var Laika’nın, sonu acı biten bir macera hem de. Gönül isterdi ki o da Buddy gibi son saniye basketi atsın, muziplikler yapsın, olmadı ne yazık ki bir amaç uğruna canını verdi Laika. Hem de bir uzay gemisinde! Adının anlamı da bir acayip Laika’nın “havlayan” demek. Hiç öyle bir hali yok ama Laika bütün fotoğraflarında asil pozlar vermiş. Doğrudur asil bir köpektir Laika ve asilce de öldü. İhmal kurbanıydı,Soğuk Savaş zamanında “Uzay Yarışı” esnasında Amerika’ya inat Sovyetler Birliği uzaya Sputnik 2 adlı uzay mekiğini yollama kararı aldı. 1953’te Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği Komünist Parti genel sekreterliğine seçilmiş olan Nikita Kruşçev, 1957 yılında  Bolşevik Devrimi’nin(1917) 40.yılında Sputnik 2’yi uzaya göndermek istiyordu ve kararlıydı da. Sovyet başmühendis Sergey Korolyov ve ekibinden dört hafta içinde Sputnik 2’yi tamamlamasını istedi. Ama dört hafta bir uzay aracı hazırlamak için ne kadar yeterli olabilirdi ki? Gecelerini gündüzlerine gündüzlerini gecelerine kattı Sergey Korolyov ve ekibi. Bu sırada Laika’da boş durmuyor özel bir eğitim görüyordu. Sputnik 2’ye alışması için yüksek sesli ve dar mekanlarda eğitiliyordu. Dört haftanın sonunda Sergey Korolyov ve ekibi Sputnik 2’yi tamamlamayı başardılar. Eğitimini tamamlayan Laika ise üç gün önceden kapsülün içine yerleştirildi başladı beklemeye uslu uslu. Heralde basit bir köpek düşüncesiyle şu şekilde düşünüyordu “Ben Laika, burda oturmak, uslu, kaçmak yok, buraya işemek, burdan çıkmamak”. Hayvan nerden bilsin uzaya gideceğini? Böyle gürültülü ve küçük bir mekana girmesi gerektiğini biliyordu sadece. Öyle de yaptı. 3 Kasım 1957’de Sputnik 2 Kazakistan’da bulunan Baykonur Uzay Üssünden uzaya fırlatıldı. Sputnik 2 çalışıyordu dört hafta’da yapılan bu büyük mühendislik harikası uzaya gitmişti. Ama dört haftada yapılan bu araçta hata olması kaçınılmazdı. Sergey Korolyov bir şeyi hesaba katmamıştı. Malum güneş ışınları dünyadaki gibi değildi, uzayda tam anlamıyla yakıcı bir etkisi vardı. Laika’nın da dayanması beklenemezdi kalkıştan 5-7 saat sonra aşırı sıcak ve stresten hayatını kaybetti. Bu hazin sonuna rağmen tarihe adını altın harflerle kazımıştır Laika. Moskova’da görev sırasında ölen uzayadamları için yapılan anıtın bir köşesinde Laika’nın resmi de bulunuyor. Ayrıca posta pullarında, Sovyet ülkelerinde heykellerde ve pek çok hikayede Laika’yı rastlayabiliriz. Bir örnek verecek olursak insanları nasıl etkilediğine dair Alfredo Castelli’nin Martin Mystere adlı çizgi romanında bahsi geçmekteymiş. “Mu ve Atlantis medeniyetleri sular altında kalmadan önce kendilerinden sonra gelecek olan medeniyeti bilgilendirmek için uzaya bir makine yollarlar bu makine uzaya ilk giden canlıyı bilgilendirmek üzere programlanmıştır. Uzaya giden ilk canlı Laika olunca herşey Laika’ya anlatılır.” Alfredo Castelli’yi, Martin Mystere hiç sevmememe yaratıcılığından dolayı tebrik ediyorum. Ve yazımı burda noktalıyorum. Nur içinde yat Laika!

Burka Bayram